Mutluluk, hayat boyu peşinde koştuğumuz, sevildiğimizde, takdir edildiğimizde, kedimiz kucağımıza yattığında, sevgilimize sarıldığımızda, fırından aldığımız ekmeğin kenarını kopardığımızda, salatanın suyunun bizden başka talibi olmadığını fark ettiğimizde, biletleri tükendiği için üzüldüğümüz konsere arkadaşımızın bizim için de bilet aldığını öğrendiğimizde, kaybolduğunu düşündüğümüz kimliğimizi şortumuzun cebinde hissettiğimizde, sabah uyanıp saksıdaki tohumların filizlendiğini gördüğümüzde, ormanda koşarken ağaçkakanın sesini duyduğumuzda, Kadıköy vapurunda, Kız Kulesi’ne karşı, çay içerken, hediye paketinin içinden uzun zamandır almak istediğimiz uçak bileti çıktığında, kaldırım taşlarının arasında açan bir çiçeğe rastladığımızda, Eminönü’nde dolaşırken burnumuza taze çekilmiş kahve kokusu geldiğinde, sonbahar yaprakları üzerimize yağdığında, güneşin doğuşunu kaçırmadığımızda, en sevdiğimiz filmi çocuğumuzla seyrederken, martıları izlerken hissettiğimiz; yerini korkuya, üzüntüye, acıya bırakıvermesinden endişe ettiğimiz, kalıcı olabilmesi için sürekli çabaladığımız duygu.

Mutluluk yaşamımızın tamamına yayılabilir mi?

Bu duygunun, o ‘özel’ anlar geçip gittiğinde, bizimle kalması, yaşamımızın tamamına yayılması mümkün mü? Bu soruyu ilk soran ve uzun bir düşünsel yolculuğun sonunda mutlu yaşamı anlamlı yaşamla ilişkilendiren Yunan filozof Aristoteles (MÖ 384–322). Aristoteles’e göre bireysel mutluluğu diğer insanların da iyi bir hayat sürmesinden bağımsız olarak düşünmemiz mümkün değil. Ancak ikisi arasında uyum olduğunda anlamlı, ve dolayısıyla mutlu, bir yaşamdan söz edebiliyoruz.  Yukarıda verdiğim örneklerin üzerinden gidecek olursak: mutlu olmak için salatanın suyunu artırmanın yollarını aramamız, çok-köşeli ekmeği pişirmemiz, konser biletlerinin daha çok insana ulaşması için çaba göstermemiz, kimlik kaybetme endişesini ortadan kaldıracak güvenlik sistemleri üzerinde çalışmamız gerekiyor.

Mutluluğa giden adımlar

Nelson Maldela’nın (1918-2013) ‘ubuntu’ felsefesine göre de “ben” ancak başkalarıyla olan ilişkisi bağlamında tanımlanabiliyor. Eğer başkalarının acılarına duyarsız kalır, toplumun refahı için çaba göstermezsek, anlamlı, mutlu yaşamlar yaşamamız mümkün değil.  Örneğin işverensek tüm çalışanların  bu keyif anlarını yaşayabilmelerine imkan sağlayacak çalışma koşullarını üzerinde kafa yormamız, politikalar geliştirmemiz ve bunları uygulamaya sokmamız gerekiyor ‘gerçek mutluluğu’ yaşayabilmemiz için.

Pozitif psikolojinin öncüsü Martin Seligman’ın (1942-  ) yaptığı klinik çalışmalarda da benzer bulgular çıkıyor karşımıza. Yukardakilere benzer ‘anlık’ mutluluklar yaşaması istenen grup ile anlamlı buldukları aktiviteler yapmaları istenen grubun mutluluk düzeyleri ve duygunun kalıcılığı karşılaştırıldığında ikinci grubun iyi hissetme halinin çok daha uzun zamana yayıldığı gözlemliyor Seligman. Bir gün boyunca gönüllülük yapan, mahallesindeki çöpleri temizleyen insanlar tüm gününü sevdikleri yemekleri yiyerek, alışveriş yaparak geçirenlere göre çok daha iyi hissediyor hem o günün akşamında hem de takip eden günlerde.

Logoterapinin[1] kurucusu Viktor Frank (1905-1997) da anlamlı bir yaşam için bireyin kendini kendinden büyük bir davaya adaması gerektiğini söylüyor başucu kitaplarımdan biri olan İnsanın Anlam Arayışı’nda. Diğer iki yolu ise kaçınılmaz olan acıya karşı bir tutum geliştirmek ve bir insanı tüm olağanüstülüğü ile sevmek, ona kendini bırakabilmek Anlam ve mutluluk benin ötesine geçmekle, başkalarının sorunlarını dert edinmekle, fiziksel bağın ötesinde sevebilmekle, acının varlığını kabul edip, onunla büyümekle ilişkili Frank’a göre de.

Mutluluğun başkaları ve toplum yararına yapılanlarla ilişkisi üzerine çalışmalara, psikolojinin yanı sıra, nörobilim alanında da rastlıyoruz artık. Psikiyatrist Yankı Yazgan, bu çalışmalara değindiği yazısında son yıllarda sıklıkla duymaya başladığımız, sevgi, aşk, bağlılık, güven duyguları ile ilişkilendirilen oksitosin hormonunun artış ve azalışının “iyilik yapmak” ile ilişkisine değiniyor.  Henüz yeterince incelenmemiş olsa da elimizde bu bağlantıya yönelik bazı ip uçları bulunduğunu söylüyor:

“Güçlü ve doyurucu ilişkiler kurmuş olanların “iyi olma”, “iyilik yapma” olasılığının da aynı ölçüde olması, iyilik ve uzun yaşam arasında dolaylı da olsa bir bağlantı kurmaya yetiyor. ..iyilik ya da sevecenlik ile ilişkilendirilmiş fizyolojik parametreler (vagus aktivitesi, oksitosin ya da kortizol düzeyi gibi) organizmanın yenilenmesini önleyici, bir bakıma “eskitici” etkiler ile iyileştirici, hatta “ömür uzatıcı” etkiler arasında salınan sonuçlar doğurabiliyorlar. “ (Yazgan 2020, 81)

Felsefeden, psikolojiye nörobilime kadar pek çok disiplin kalıcı mutluluğun bizden büyük bir davaya adanmak, anlam bulduğumuz aktivitelerde bulunmak ve iyilik yapmak ile ilişkisi üzerine ip uçları veriyor bize. Burada olduğunuza göre siz de hâlihazırda iyilik peşinde koşuyorsunuz ve mutlusunuz ya da ilk adımları atmak istiyorsunuz ve “nasıl” sorusuna cevap arıyorsunuz.

Öyle çok yolu var ki: çöplerinizi ayrıştırmaktan, daha az et tüketmeye, küçük ve adil üreticileri desteklemekten, güvendiğiniz bir sivil toplum kuruluşunun gönüllüsü, düzenli bağışçısı olmaya, bir sosyal girişime iletişim desteği vermeye etki yatırımı yapmaya kadar uzanan…  Kaybolduğunuzu hissederseniz beni bulun; seve seve yol arkadaşınız olurum.

Bir not: Mutluluk denilince, ilk aklıma gelen dizeyi de paylaşmak istiyorum sizinle; anlam arayışımız devam ederken, şimdi ve buradaki anlık mutlulukları da kaçırmamamız gerektiğini hatırlatması için:

“Happiness, not in another place but this place…not for another hour, but this hour…” (Walt Whitman)

Ve bir de teşekkür: bana yaşamım boyu sürecek anlam arayışımda eşlik eden kitaplara, deneyimlere, fikirlere, eşsiz yol arkadaşlarıma…

Itır Erhart

————————————————————-

Kaynakça:

Aristoteles, Nikomakhos’a Etik, Say Yayınları, 2015.

Viktor Emil Frankl, İnsanın Anlam Arayışı,  Okuyan Us Yayın, 2019.

Martin E. P. Seligman,  Gerçek Mutluluk: Kalıcı Doyuma Ulaşma Potansiyelini Gerçekleştirmek İçin Yeni Olumlu Psikolojinin Kullanılması, Eski Kitap, 2020.

Yankı Yazgan, “İyilik: Beyin, Organizma ve Davranış Açısından Bakış”, İyiliği Düşünmek, Zülfü Livaneli, Ayla Göksel ed. İletişim, 2020.

Jennifer Crwys-Williams, In the Words of Nelson Mandela, Walker Books, 2011

[1] Logos (λόγος) Eski Yunanca’da “anlam” ve terapi (θεραπεία) “iyileştirme, tedavi etme” sözcüklerinin birleşmesinden ortaya çıkan bir kavramdır.

Ek alanı

Dönüşümler #5: Sürdürülebilir Mutluluk Mümkün Mü? | Prof. Dr. Aslı Tunç & Doç. Dr. Itır Erhart adlı YouTube videosunu önizle

Dönüşümler #5: Sürdürülebilir Mutluluk Mümkün Mü? | Prof. Dr. Aslı Tunç & Doç. Dr. Itır Erhart