Son yıllarda gittikçe daha fazla insan hikaye anlatıcılığının önemini kavrasa da, iş dünyasında hikayelerin gücü genellikle görmezden gelinir.

Ancak özellikle sosyal medya çağına geçtiğimizden beri bu gücü göz ardı eden markalar yavaş yavaş sektörden silinirken, bu gerçeğin farkına varan ve ona göre strateji belirleyen markalar gücü ellerine alıyorlar.

Artık televizyon reklamları ya da havalı sloganlarla hiç ilgilenmeyen, hayatının büyük bir kısmını dijital platformlarda geçiren geniş bir kitle var. Ve onları harekete geçirmenin tek yolu hikayeler anlatmak.

Dijital çağ demek, içerik demek. Haliyle bu yeni çağda başarıyı açan kapı içeriktir. İyi içerikse ise hikayedir.

Oluşturacağınız etkili bir hikaye ile gündeme gelebilir, sosyal medyayı harekete geçirebilir, insanları ikna edebilir ve onlara ilham verebilirsiniz.

Bu durumun farkında olan şirketler, onlara güçlü hikayeler bulmaları ve hikayeleri etkili bir şekilde sunmaları için kadrolarına gazeteci ve filmcileri almaya başlıyorlar.

Elbette dijital dünya çok karmaşık ve rekabetin olduğu bir yer. İnsanları etkilemek ve özellikle bunun sürekliliğini sağlamak çok da kolay değil.

Bu durumu düşünürek, uzun süreli, ilham veren, markaya bilinirlik ve enerji katan, insanları ikna eden hikayeler üzerine araştırma yaparken David Aaker’in imza hikayeler kavramına denk geldim.

Gelin size o kavramdan bahsedeyim.

İmza Hikaye Nedir?

İmza hikayeler her an yol gösteren, uzun ömürlü, güncelliğini yitirmeyen varlıklardır. Öyle ki hikaye gündeme her tekrar gelişinde aynı özgünlüğü, ilgi çekme ve etki gücünü korumalıdır.

İlgi çekici, özgün, markanın vizyonunu, müşteri ilişkilerini ve değerlerini netleştiren, stratejik bir mesaj verir.

Hikaye hem göze hem zihne hitap etmelidir. Düşündürücü, bilgilendirici, yeni, güncel, eğlenceli, şaşırtacak bir içerik sunmalıdır.

İmza Hikaye Örnekleri

Skype

Skype’nin stratejik mesajı, insanları hem görsel hem yazılı olarak iletişim kurmasına, başka türlü imkansız olan şeyleri yapmalarına imkan vermesiydi.

Bunu destekleyen şöyle bir hikaye bir video ve reklamlarla şöyle duyrulmuştu:

New York’ta bir orkestra şefi, metro müzisyenlerinin yeteneğinden çok etkileniyor. Bu yetenekleri nasıl kullanıp, duyurabileceği üzerine düşünmeye başlıyor. 11 metro müzisyeni tarafından çalınacak bir senfoni yazıyor. Müzisyenlerin her biri, her zaman bulunduğu yerde çalıyor ve Skype üzerinden orkestra şefine bağlanıyorlar. Şef, müzisyenleri sadece bir katlanır sandalyenin üzerine yerleştirilen bilgisayarından görüp duyabiliyor.

Bir diğer hikaye şöyleydi:

12 yıldır Georgia’da pilates dersi veren Denise Posnak, New York’a taşınıyor. Ancak bir yandan Georgia’daki öğrencilerine eğitim vermeye devam etmek istiyor. Cevap yine Skype’ydi.

Skype ile dünyanın neresinde olursa olsun Georgia’daki öğrencilerine ders verebiliyordu. Üstelik bu uygulama ile müşterilerin yaşadığı deneyim de zenginleşmişti. Çünkü artık stüdyoya kadar gitmeleri, havalı pilates kıyafetleri giymeleri gerekmiyordu. Evden de çok verimli şekilde çalışabiliyorlardı.

Red Bull

Belki bilenleriniz vardır; Red Bull, 2015 yılında dünya genelinde satış hacmi 6 milyar dolardı.

Bu arada marka görünürlüğü ve enerjisi denildiğinde ilk akla gelen markalardan birisidir Red Bull. Bunu neye mi borçlu? Elbette o çok çılgın özel etkinliklerine.

Mesela 1992 yılından bu yan dünya genelinde ev sahipliği yaptığı Flugtag yarışmasında, el yapımı ve insan gücüyle çalışan uçan makineler kullanan insanlar, 8-10 metre yükseklikten bir iskeleye doğru uçmaya çalışmıştı.

Öyle ki bu etkinliklerdeki önemli anların yer aldığı video Youtube ve sitelerden 10 milyondan fazla izleme sayısına ulaşmıştı.

Knorr Çorbaları

Knorr çorbalarının değer önerisi lezzettir. Marka ekibinin hedefi ise bu mesajı özellikle milenyum kuşağına iletmekti.

Haliyle bu kuşağın sosyal ağlarını hareketlendirecek, çok konuşulacak bir imza hikaye bulması gerekiyordu.

Bu amaçla #LoveAtFirstTaste programını başlattılar ve insanlardan daha önce tanışmadıkları fakat, Knorr tat ölçer sistemiyle belirlenen damak tatlarını paylaşan bir insanla yemeğe çıkmaları istendi.

Yedi katılımcının yer aldığı video oldukça eğlenceli, komik ve duygusaldı. Ve bu videolar önce 100 milyondan fazla, ardından videoyu haberleştiren kanallar sayesinde 1 milyar izleyiciye ulaşmıştı.

Sonuç mu? Video yayınlandıktan sonra birkaç ay içerisinde en büyük pazar olan milenyum kuşağının satın alma niyetinde %14 artış gerçekleşti.

Coca-Cola

Coca-Cola’nın 2009 yılındaki amacı gençlerle daha derin bir ilişki kurmaktı.

Bunun üzerine ”Mutluluk ve iyimserlik” vaadi ile hareket edecek bir proje başlattılar ve bu kapsamda Coke’un ”Mutluluk Makinesi” olarak adlandırdığı makinenin yer aldığı o ünlü video çekildi.

New York’taki bir üniversiteye kola otomatı konuldu ve etrafa gizli kameralar yerleştirildi. Öğrenciler kola almak için makinenin yanına gittiklerinde öğrenciler sürekli sürprizlerle karşılaştı.

Makine durmadan kola veriyordu. Ardından makinenin içinden bir el onlara çiçek uzatıyordu. Bununla da bitmemişti; makineden bir oyuncak köpek, bir pizza ve son olarak çok uzun bir sandviç çıkmıştı.

Öğrencilerin o mutlu ve keyifli hallerini gösteren video sekiz milyondan fazla izlendi ve şirket diğer ülkelerde de aynı fikrin değişik versiyonlarını kullandı.

Ve araştırmalar, mutluluk makinesini izleyenlerin marka ile bir bağ oluşturmada çok etkili olduğunu gösterdi.

***

Evet, görünen o ki; markanızın uzun soluklu olmasını istiyorsanız, belki de ilk yapmanız gereken bir imza hikaye oluşturmak olmalı.

Özgün, ilgi çekici, harekete geçirici, ilham verici, şaşırtıcı ve düşündürücü bir hikaye…

Ne dersiniz?

Yararlandığım Kaynak: İmza Hikayeler Yaratmak / David Aaker

 

Kaynak: BORA ÖZKENT www.haddinias.net