Bir taraftan pandemi bir taraftan iklim krizi, bir taraftan önlenebilen hastalıkların artışı… Sanki her şey bize doğaya ve hayvanlara davranış biçimlerimizi, beslenme ve yaşam şeklimizi değiştirmemiz gerektiğini söylüyor. 

Bir yerlerde yanlış yaptık ama hala geç kalmış sayılmayız, “Beslenmenin Geleceği”’ni konuşmak için çok iyi bir zamandayız! 

Hem çok iyi bir zamandayız ama bir yandan da beslenmenin geleceğini konuşmaya mecburuz. Çünkü, önümüzdeki 30 yıl boyunca türümüzün en can alıcı sorunuyla karşı karşıyayız: Gıda krizi

İster bireysel ister kurumsal ne şekilde olursa olsun beslenmenin geleceğinin ucundan tutmanın vakti geldi de geçiyor bile. Şu an dünya gezegeni üzerinde yaşayan 7 milyar kişiyiz, sayımız 2050 yılında 9.8 milyar olacak. Hem iklim krizi hem de onun getirisi gıda ve su kriziyle karşı karşıyayız. 

2050 yılında ulaşacağımız 9.8 milyar nüfusa yemek yetiştirmek için üretimi %70 artırmamız gerekiyor. Peki, bu gıdaları yetiştirmek için yeterli temiz su, organik içerikli toprak, sürdürülebilir enerjiye sahip olabilecek miyiz? İşte sorunlardan biri de bu.  

Sağlıklı bir çevrede sağlıklı kalmak için, daha sürdürülebilir beslenme sistemlerine geçmeliyiz. Elbette, dikey tarım, laboratuvar etleri, geleceği beslenmek için sıklıkla konuşuluyor, yine de çok yakınlarda pratik olmayabilir. Ancak, tam da şu an bakliyatlar, tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve tohumlardan oluşan bitki temelli bir beslenme, hem sağlığımız, hem hayvanlar hem de gezegenimizdeki ekosistem için önemli yer tutuyor. Bilimsel yayınlar da bu çözüm önerisini destekliyor. Çünkü, hayvancılık endüstrisi örneğin Amazonlardaki ormansızlaşmanın %91’inden sorumlu. İklim krizinin en önemli nedenlerinin başında da ormansızlaştırma geliyor. 

Gezegenimiz yardım çağrısında bulunuyor, tesadüftür ki insan sağlığı da pek iyiye gitmiyor. Gezegenimizden bağımsız yaşayamadığımızın bir kanıtı. Obezite başta olmak üzere şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon gibi 60’a yakın hastalığın oluşum risklerini azaltmak ve tedavi etmek için geç kalmayalım. Gezegen ve insan sağlığını korumak için ortak bir çözüm önerimiz var o da bitki temelli beslenmedir.  

Sera gazı salımlarının %51’ini hayvancılık endüstrisi oluşturuyor. 2018 Science Çevre raporunda iklim krizini önlemenin en önemli yolunun bitki temelli bir beslenme modeline geçmek olduğunu vurgulandı. Hemen şimdi!

 

Mirador Speaker Agency – Kevser Başkara