Fırat ve Dicle nehirlerinin taşmasının belki de o çağlarda Asya’da mevcut buz yığınlarının erimesiyle ortaya çıkan tufanın sonunda Babil’de Uruk şehri civarında bir medeniyet gelişmişti. Bu gelişmeler Yontma Taş Devri’nin ortalarında gerçekleşti. Yapılan kazılarda MÖ 3400-3200 yıllarına ait kırmızı bir tapınağın varlığı ortaya çıkarıldı. Tarihte bilinen en eski bankanın bu olduğu kabul ediliyor. Uruk rahipleri aslında birer bankacıydı; diğer bir ifade ile tanrının, kendi adına vakfolmuş bu mabette onlar vasıtasıyla bankacılık yaptıklarına inanıyorlardı. Tapınak büyük toprak ağalarının verdikleri ve/veya diğer yapılan bağışlar sonucu ciddi bir mal varlığına sahipti. Bu topraklar işleniyor bir kısmı kiraya veriliyordu. Diğer taraftan ödünç verme işleri yaparak gelirleri katlanıyordu.  Hububat ve hayvan tacirleri, özgürlüğüne kavuşmak isteyen köleler tapınaktan borç almaya devam ediyordu. Bu işler gelişigüzel yapılıyordu çünkü daha para ortaya çıkmamıştı. Bu hareketlerin izlenmesi için yazı, hesap ve muhasebe sistemleri bu zorunluluktan doğdu.

Yıllar içinde Uruk, siyasi, ticari ve dini üstünlüğünü Babil’e kaptırdı. MÖ 2294-2187 döneminde hüküm süren III. Ur sülalesi zamanında bankacılık Babil’de çok gelişti. Emanet kabulu ve borç verme işlemleri olarak özetlenebilecek bankacılık faaliyetlerinde faiz söz konusuydu. Zahire ve Hurma için cari faiz yüzde 33; maden borçları için de yüzde 20 idi. Bu işlemlerde teminat olarak gayrimenkul, her türlü menkul mal ipotek ve rehin olarak kullanılıyordu. Tabii ki muteber kişilerin kefaleti de sözkonusuydu. Kefalet; adi kefalet ve müteselsil kefalet şeklinde işliyordu (1).

Bankacılık zamanla din adamlarının tekelinden çıktı; varlıklı aileler ve büyük toprak sahipleri de bu işleri yapmaya başladılar. Babil’den bağımsızlığını ilan eden Akad şehri yeni bir sülalenin hakimiyetindeydi.

MÖ 1955-1913 döneminde egemenlik alanını genişleten Hammurabi; genişleyen ticari işleri ve ödünç alıp verme işlerini düzenlemeyi gerekli gördü ve 2.25 metre boyunda bir blok üzerine kuralları yazdırıp şehre diktirdi.

Altın ve gümüş külçeler tedavüldeydi ancak henüz mal değişimi egemendi. Faizler Hammurabi döneminde de pek değişmedi; mallarda yüzde 33, gümüşte yüzde 12-20 aralığında olacaktı; kurallar ilan edilmişti. Böylece tefecilik veya fahiş faiz uygulaması engellenmiş olacaktı.

Hititler tarafından yıkılan Babil, Hitit İmparatorluğu’nun içine dahil edildi. Hitit İmparatorluğu temelde tüccar bir imparatorluktu. Akdenize uzanan ticaret coğrafyasında bankacılık işlemleri daha da genişledi. Büyük “firmalar” bankacılık işlemlerine dahil oldular. Piyasadaki işlemler, “Karum” adı verilen resmi ve idari merciler tarafından kontrol altında tutuldu. Anadolu toprakları bankacılık işlemleriyle tanıştı buran Elen dünyasına taşındı.

Gediz ve Menderes ırmakları arasındaki bölgede yaşayan Lidyalılar da Hitit İmparatorluğu’nun bir parçası iken daha sonraları Friglerin egemenliği altında kaldılar. Kimmer’lerin Frigleri yıkmasının ardından MÖ 687’de Giges adındaki kralın sayesinde bağımsız bir devlet oluşturdular. Akdeniz ticaretini koruma altına alacak önlemler geliştiren Giges; nehir yataklarında ve maden sahalarında bol miktarda bulunan altın ve gümüş alaşımı olan elektrumu gümüş külçelerin yerine kullanmak amacıyla, üzerinde kıymeti resmen tasdik olunan ve garanti edilen maden parçalarına dönüştürdü. Bu maden parçaları para olarak kullanılmaya başladı ve ekonomiye sınırsız bir  alan açtı. Daha sonra Lidya’nın büyük kralı Kresüs (561-546) elektrumdan yapılmış mamul küçük parçalara Lidya devletinin damgasını darp ettirdi (2). Bu parçalar hem Babil hem de Foça Greklerinin ölçülerine göre ayarlanmıştı. Böylece her yerde kullanılabilecekti Çünkü her yerde ödeme aracı olarak kabul edilecek standart ölçü yakalanmıştı.

Perslerin Lidya’yı yıkması sonucu değiştirmedi. Onlarda kendi paralarını basmaya başladılar. Böylece para Akdeniz kıyılarına oradan da her yerde kulllanılmaya başladı.

(*) Bankacılık ve Para nasıl ortaya çıktı?  yazısı Daophin Menuer’in Bankacılık tarihi kitabından özetlenmiştir.

(1) Mahfi Eğilmez hocanın “Faizin Doğuşu ve Yasaklanışı” yazısı mutlaka okunmalı: http://www.mahfiegilmez.com/2019/11/faizin-dogusu-ve-yasaklanmasnn-oykusu.html

(2) Salihli’de Sard harabeleri mutlaka gezilip Tarihteki ilk darphane görülmeli.

Kaynak : Sadi Uzunoğlu