Takımdaşlık kavramı iş hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Kurumların stratejileri, organizasyon yapıları, iş yapış biçimleri değişse de bu altın kavramın değeri ve varlığı hiç değişmiyor. Her yıl takım olmak üzerine vurgular yapılıyor, takımdaşlığı geliştirmek için çeşitli uygulamalar hayata geçiriliyor.

Peki çalışanlar her zaman takım olabilme yolunda beklentileri karşılıyor mu? Elbette hayır.

Ancak, güzel bir haberimiz var: 2020 yılı takımdaşlık yılı olacak! Merak etmeyin, bu “2020’nin rengi klasik mavi” gibi bir ilan değil. Tamamen Türkiye genelinde gerçekleştirdiğimiz araştırmaya dayanıyor.

Araştırmamızdan Kritik Bulgular

2019 yılında gerçekleştirdiğimiz ve Harvard Business Review Türkiye Kasım sayısında da yayımlanan araştırmamız iş insanlarının konfor alanlarının dışına çıkabilmek için nelere ihtiyaç duyduklarını ortaya koymayı amaçlıyordu. Çalışmamız ekonomik kriz sonrasındaki nabzı tuttuğu için sonuçlarını önceki dönemlerle karşılaştırmak bizlere birçok önemli mesaj veriyor.

Araştırmamızda takımdaşlık ile ilgili dikkat çeken iki önemli unsur öne çıkıyor. Bunlardan ilki ana motivasyonlarla ilgili. Katılımcıların ana motivasyonlarını sorguladığımız bölümde “Bir Grubun Parçası Hissetme” unsurunun kriz öncesi dönemde beşinci sırada olduğunu, 2019 yılında ise üçüncü sıraya yükseldiğini görüyoruz.

Öne çıkan ikinci konuysa iş insanlarının konfor alanlarının dışına daha kolay çıkabilmeleri için ihtiyaç duydukları unsurları incelediğimiz etki analizi bölümünde kendini gösteriyor. Ortalama skor kolonunda görebileceğiniz gibi katılımcılar kurumlarındaki takımdaşlık ortamına 2018 ve 2019 yıllarında 100 üzerinden 62 puan vermiş durumda. Yani organizasyonların takımdaşlık ortamını koruduğunu söylemek mümkün. Ancak ihtiyaçları önceliklendirmemize yarayan etki analizi, çalışanların bu motivasyona daha fazla ihtiyaç duyduğunu ortaya koyar nitelikte. Öyle ki takımdaşlık başlığındaki ihtiyaç yüzde 10 artmış görünüyor (Etki analizinde maksimum 5 puan).

Konfor Alanı Psikolojisi Bu Konuda Neler Diyor?

Konfor alanı psikolojisine göre özellikle kontrolümüz dışında gelişen değişkenler, bizleri güven çemberinin dışına doğru itebiliyor. Hal böyle olunca insan stres alanına geçiş yapıyor. Bu noktada varlığımızı devam ettirmek ve riskleri azaltmak üzerine kurgulanmış limbik beynimiz takımdaşlığı bir araç olarak görüyor.

Bunu şu metaforla da anlatmak mümkün: Stresi yük olarak ele alalım. Örneğin konfor alanımızın dışına çıktığımızda üzerimize 100 kg. yük alıyorsak güvendiğimiz bir takımımız olması durumunda kendi omuzlarımızdaki yükü takımla paylaşabiliyor ve riskimizi azaltabiliyoruz. İşin ilginç tarafı, insan bu tür durumlarda farkında olmadan takımdaşlığa doğru böyle bir eğilim gösterebiliyor.

Gerçek hayata baktığımızda insan olarak bu metafora paralel davrandığımızı söylemek mümkün. Örneğin,

  • Kurumunuzda daha önce hiç denenmemiş yenilikçi bir proje gündeme geldiğinde muhtemelen bir takım kurmak isteyeceksiniz.
  • Bir girişimciyseniz, yeni kuracağınız oluşumda yanınızda güvendiğiniz bir ortağınızın olması sizi daha rahat hissettirecek.

Gerek kurumlarda gerekse Türkiye genelinde gerçekleştirdiğimiz araştırmalar bu eğilimi doğrular nitelikte. Özellikle VUCA Dünyası’nın belirsizlik ortamında insanlar kriz ve benzeri problemlerle karşılaştığında daha kalabalık bir grubun parçası olarak hissettiğinde üzerindeki riski azaltabiliyor. Azor olarak ülke genelinde gerçekleştirdiğimiz araştırmamız, 2020 yılında iş insanlarının konfor alanlarının dışına çıkışlarını kolaylaştırmak için takımdaşlığa yapılacak yatırımların önceki senelere göre daha etkili olacağını ve daha olumlu sonuçlar doğuracağını gösteriyor.

Kaynak : Emre Başkan